11

Mar
2018

”Welcome to INDIA! You are fooled! ”

Posted By : Begüm Hazal Özgün/ 1 0

13 Şubat 2018, güneşli bir öğleden sonrası.. Saat 3’e geliyor.. İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde uçağa alınacağımız salonda bekliyoruz. Apaydınlık salonda, kış güneşinin, yüzümü ve ruhumu aydınlatmasına izin vererek gülümsüyorum. Aklım, hem geride bıraktıklarımda hem de bu yolculuğun bizim için sakladıklarında..

Körfez Havayolları’nın konforlu uçağında buluyorum kısa süre sonra kendimi.. Uçak havalanırken, muhayyilem çoktan Mumbai’ye iniş yapmış, renkli ve kaotik sokaklarda geziniyor..

3 kadın yolcum ve ben.. Toplamda 21 gün sürecek olan seyahatimizde yalnızca 4 kişiyiz. Mumbai dışında yerel rehberim olmayacağı için vaktimin önemli bir kısmını ayırdığım yorucu  bir hazırlık sürecinden geçtim. Günlerce bilgisayar karşısında, gezeceğimiz noktalarla ilgili bilgi topladım. Programımızda olan her şehir için Google Maps’ten harita oluşturup gezilecek yerleri haritadan işaretledim. Olur da kaptanımız yolları bilmiyorsa haritalar kurtarıcımız olacaktı -ki nitekim de öyle oldu-. Bunların dışında, yolculara dağıtmak üzere, gezeceğimiz iki ülke hakkında önemli ve ilginç bilgiler, haritalar, dikkat edilmesi gerekenler gibi bilgilerin bulunduğu dosyalar hazrıladım.. Son hazırlıklarımı uçakta tamamlamayı ve sonrasında güç ve enerji toplamak için biraz uyumayı planlıyorum. Fakat istirahat etmek çok da mümkün olmuyor.

Mumbai uçuşumuza kadar bekleme yapacağımız Bahreyn Havaalanı oldukça küçük ancak uluslararası uçuşlarda önemli bir aktarma noktası olduğu için Avrupalıları da görüyorum, Doğuluları da.. Pakistan ve Hindistan’dan olduklarını tahmin ettiğim insanlar, küçük topluluklar halinde bağdaş kurmuş yerlerde oturuyorlar. Bu insanlar boş koltuklar varken niçin böyle oturmayı tercih ediyorlar diye sormadan edemiyorum.. Biraz yürüyüş yapıp duty free’deki mağazalara bakınıyoruz. Daha fazla keşfedecek bir şey olmadığına ikna olunca, kapımıza yakın bir salonda toplanıp sohbete dalıyoruz ve zaman su gibi akıp geçiyor..

Ve bizi Mumbai’ye götürecek uçaktayız.. Beyaz kaftanlı, uzun sakallı, keskin yağ kokan hacı kafilesiyle beraber seyahat edeceğimiz uçağa binmek için sırada beklerken ufak tefek itiş kakışlar başlıyor.. Bence herhangi bir yerde beklerken düzgün bir sıra oluşturabilmek Batılıların; acele etmek, sabırsızlıkla öne geçmeye çalışmak Doğuluların alamet-i farikalarından.. Hem Doğu medeniyetine gönül vermiş hem de bu tarz kalıp yargılardan uzak durmaya çalışan biri olarak bu düşüncemden biraz utanıyor, fakat sonrasında bunun bir ön yargı değil, sosyolojik bir tespit olduğuna kanaat getiriyorum.. Bu durum belki de, insana değer vermeyen toplumlarda; ilerlemek, hakkın olanı alabilmek, hayatta kalabilmek için hayatın farklı alanlarında cevval ve uyanık olmak zorunda olmanın günlük hayattaki basit bir yansımasıdır..

Uçağa binerken, hosteslerden biri hakkında,”ne kadar da güzel!” diye yorum yapıyoruz.. Aynı hostes nereli olduğunu sorduğumuzda Slovenyalı olduğunu söylüyor ve bizimle Türkçe konuşuyor. Üniversiteyi Yalova’da okuduğunu öğreniyoruz.. Bahreyn’de, bizi Mumbai’ye götürecek uçağın Slovenyalı hostesi Yalova’da üniversite okumuş..  Fıkra gibi değil mi? (Globalleşme böyle bir şey demek ki.. ) Sanki ülkeden ayrılalı çok kısa bir süre olmamış, yıllardır gurbet hasreti çekiyormuş gibi yabancı birinden Türkçe kelimeler duyunca öyle mutlu oluyorum ki.. (Ülke dışına çıkmış Türk psikolojisini de mercek altına almak lazım vesselam.)

Yerel saatle sabah 5.30’a doğru, kaptanın inişe geçiyoruz anonsuyla gözlerimi aralıyorum. Demek vardık.. Yıllardır görmek istediğim Hindistan ile tanışmamıza dakikalar kaldı demek.. Daha önce gezeceğim hiçbir ülke beni bu kadar heyecanlandırmamış meğer.. Uçak pistle buluşurken merak, endişe, mutluluk hepsini birarada hissediyorum.. Türkiye’de saat sabah 3 ve ben an itibariyle 21 saattir ayaktayım. Fakat heyecan ve mutluluğun verdiği enerji, uykusuz geçen gecenin izlerine baskın geliyor.

Hindistan’a giriş kapımız, Mumbai Chhatrapati Shivaji Havalimanı’nda, hiç vakit kaybetmeden pasaport kontrole doğru yürüyüyoruz. Gelmeden evvel, bu ülkeyi ziyaret etmiş seyahat blogger’larının ”baharat kokusu daha havalimanında başlıyor’‘ sözleri geliyor aklıma..  Bana göre baharat kokusu da dahil rahatsız edici ya da farkedilen bir koku yok. Üstelik havalimanı çok modern ve tertemiz.. Bizi pasaport kuyruğuna götüren uzun hol, Hindistan’a dair çeşitli resim ve heykellerle süslü. Pasaport sırasından evvel, yalnızca ülkeye giriş yapan yabancıların doldurdukları ve pasaport bilgileri, Hindistan’daki adresimiz gibi detayların sorulduğu formları doldurup sıraya geçiyoruz.. Acayip mi görünüyorum acaba diye insanın kendini sorgulamasına sebep olan -ve bütün yolculuk boyunca devam edecek- meraklı bakışlar işte burada başlıyor..

Pasaport polisinden onay alıp dışarı çıkarken, çıkışın başına bir sandalye çekip oturmuş başka bir görevli tekrar pasaportlarımızı istiyor ve bir kaç sayfasına göz gezdirip geri iade ediyor.. (Hindistan’a dair şahit olduğum ilginçliklerden ilkidir bu..) Polis, gerekli işlemleri yaptıktan ve mührü vurduktan sonra buna ne gerek vardı ki şimdi, diye söyleniyoruz.. Yolcularımdan birinin tezine göre ”tamamen istihdam yaratmak için”.. Seyahatimiz sırasında haklılık payı olduğunu anlıyoruz. Dünyanın en kalabalık ikinci ve en genç nüfusa sahip ülkesi Hindistan’da ücretli otoyol geçişlerinde, biri parayı, diğeri bileti uzatan 2 kişi çalışıyor örneğin.. Alışveriş merkezleri ve otellerde, sizin yerinize, gideceğiniz katın düğmesine basan ve tüm gün asansörde -bir aşağı bir yukarı- size eşlik eden  asansör görevlileri var.. Bizim ülkemizde 3 kişinin yapacağı işi yüklenebilen, İsviçre çakısı gibi çok fonksiyonlu çalışanlar makbuldür. Burada ise -mecburiyetten- sistem tam tersi işliyor demek ki..

Valizlerimizi aldıktan sonra para bozdurmaya karar veriyoruz. Normalde yurt dışı seyahatlerimde havalimanında para bozdurmak yerine şehir merkezlerini tercih ederim ancak İstanbul’daki şirketimin ”en iyi kuru havalimanında bulursun, o yüzden şehre geçmeden dolar bozdur” tavsiyesi üzerine havalimanında döviz bürosu arayışına giriyorum ve bir tanesini gözüme kestirip kuru soruyorum. Günün Amerikan doları-Hint rupisi kuru 64 idi, bana söylenen rakam ise 63.. Kurun çok da fena olmadığını düşünerek yolculukta ihtiyacımı karşılayacak kadar doları görevliye uzatıyorum.. Fakat görevli, verdiğim dolara karşılık gelen tutardan daha az rupi ödemeye çalışınca, bunun ne demek olduğunu soruyorum. Söz konusu kesintinin para bozma karşılığında hükümetin vergi kesintisi olduğunu ve Hindistan’ın heryerindeki döviz  bürolarında böyle yapıldığını söylüyor. Hesaplarıma göre 50 dolar zarardayım ve o an kandırılmaya çalışıldığımı anlıyorum. Adama, paramı iade etmesini ve para bozdurmaktan vazgeçtiğimi söylüyorum fakat ne fayda.. Halihazırda pasaportumu alıp işlemi başlattığı ve faturayı kestiği için işlemi geri alamayacağını, iadenin mümkün olmadığını söylüyor.. Ben ısrar ettikçe o daha da kati bir şekilde itiraz ediyor.. Daha ülkeye adım atar atmaz, gezimizin başında polisi vs işe karıştırıp yolcuların modunu düşürmek istemediğim için başka bir çözüm bulmaya kararlıyım. Zaten mümkün olan en kısa sürede bu sorunu halletmeliyim zira yerel rehberimiz ve aracımızla buluşup tura başlayacağız..  En sonunda, sabahın çok erken saatleri olmasına rağmen Mumbaili acentacı arkadaşım Neel’ı aramaya karar veriyorum. Bu kandırmacanın bir parçası olmamaya öyle kararlıyım ki, uykusundan uyandırdığım Neel’a bir çırpıda durumu anlatıp ”vergi kesintisini” soruyorum.. Neel, telefonu bürodaki görevliye uzatmamı istiyor.

Kendi aralarında, kendi dillerinde birşeyler konuşuyorlar uzun uzun.. Telefonu geri aldığımda Neel’ın söylediği onca şey arasından yalnızca iki cümle zihnimde yankılanıyor ”Welcome to India! You are fooled!”

Yolcularıma durumu yansıtmamaya kararlı, kimseye bir şey söylemeden ”fooled” halimle gülümsemeye devam ediyorum. Aracımızla buluşmak üzere çıkışın yolunu tutuyoruz..

Hoşbuldum Hindistan!

Leave your comment

Please enter comment.
Please enter your name.
Please enter your email address.
Please enter a valid email address.